Yıllardır aklanan ve karalanan şeyleri izler dururum.
Sıra proteine bir türlü gelemedi ne yazık ki.. Ha bir ara yumurta falan kolesterol bahanesiyle karalanmıştı sonra o da aklandı, hoş yumurta kendi başına hakikaten zararsız.
Şu günlerde şekerin karalanması çok revaçta. O zaman meyveler ve bal da çok sakıncalı oluyor, e öyle söylemeye başladılar bile yok karaciğeri yağlandırıyor bilmem ne :/
Yok meyve şekeri çok zor metabolize ediliyormuş da fruktoz kötüymüş de neredeyse bir şeyleri tatlandırmak (tatlılaştırmak) için toz şeker değil de (glukoz + fruktoz olduğu için) yalnızca sıvı glukoz alıp kullanın diyecekler.
Halbuki çok değil 5-10 yıl kadar önce glukoz ve içeriğindeki %50 glukozdan dolayı toz şeker karalanıyordu, glukoz çok hızlı kana karıştığı için vs. ondan ötürü meyve şekeri ve hatta saf fruktoz tavsiye ediliyordu, kabul edin çoğumuz evlerimize toz fruktoz almıştık hafızanızı zorlarsanız hatırlayacaksınız 😉
Şeker hastalarına falan birebir deniyordu yavaş kana karıştığı için, şimdi şeker hastalığı yapıyor deniyor. -_-
Suni tatlandırıcılara da şöyle bi girelim mi? Aspartam, sakarin, splenda, stevia vs. Zamanında yerlere göklere sığdırılamayan aspartam ve sakarin şimdilerde biraz kan kaybetti her ne kadar hala kanserojen/karsinojen olmadığı bazı kesimlerce kuvvetle savunulsa da artık piyasada bir sürü “aspartam/sakarin içermez!” etiketli ürün var.
Bir de tabii zeytinyağı mı tereyağı mı margarin mi bir türlü karar veremedik o kadar kafamız karıştı ki üreticiler zeytinyağlı margarin ile sütlü, terayağı tadında margarin bile piyasaya sürdüler sırf biz daha mutlu olalım diye(!) Siz yine siz olun sızma zeytinyağına ihanet etmeyin.
Doktorlar da hiç az değil. Hayatınızdan unu ve buğdayı çıkarın diyen profesörler bulgur yiyin bulguru mutfağınızdan eksik etmeyin, kolon kanserinin bir numaralı düşmanı Türk mutfağındaki en sağlıklı şeylerden birisi, glisemik indeksi de oldukça düşük diyorlar, bulgurun buğdayın az öğütülmüş hali olduğunu herhalde bilmiyor olacaklar ki…
Yine bir başka tıp profesörü ve diyetisyen skandalı da şu: Pirinci zinhar ağzınıza sürmeyin obezite yapıyor, beyaz undan ve ekmekten bile daha kötü, glisemik indeksi aşırı yüksek diyorlar. Bunu söylerken dünya nüfusunun yarısından fazlasının (Çin, Hindistan, Japonya vs.) temel besin kaynağının pirinç olduğunu ve ne hikmetse dünyanın bizim, avrupanın ve Amerika’nın da içinde olduğu diğer yarısının obeziteden muzdarip olduğu gerçeğini atlıyorlar herhalde, her şeyde de art niyet aramamak lazım, birazcık iyi niyet lütfenn!
Bir de Dr. Pierre Dukan ve aşırı proteinci doktorlar gerçeği falan da var da oralara girersem hiç çıkamıcam baksanıza yazının girişi bile ne kadar uzun sürdü. Zaten onlar diyetimizi belirlemişler: Ful hayvansal protein + protein tozu + yulaf kepeği!! ve ölmemek için su, sonra da gut olmamak için dua ediyorsunuz ha pardon gudu da karbohidratlar yapıyordu ne kadar da cahilim 🙁
Her şey günah keçisi ilan edildi de bir şu hayvansal proteinlere nedense kimse yanaşmıyor :/
Et ile yumurtaya ilişir gibi oldular; ama kimse peynirleri tahtından edemedi 😀
Neden mi? E sorunu şıp diye çözerlerse bizleri sömürmek için yeni sorunlar üretmeleri gerekir; bir sorunu çözememek yenisini üretmekten her zaman daha karlıdır. En kötü hata etmişiz o zamanki bilgimiz ve teknolojimiz bunu aydınlatmak için yeterli değildi derler ve biz de hallerine acırız : ) tıpkı sigara için ciğerlerinizi açar, kola için sindiriminize yardımcı olur dedikleri ve sonradan aynı uzmanların sakın ha ağzınıza bile sürmeyin diye kamu spotları yayınladıkları gibi..
Şimdi buradan konuya giriyorum dikkatleri toplayın bir bardak su için ve kemerlerinizi bağlayın.
Yahu bu adam da sapık mı koladan nasıl konuya girecek diyorsunuz ya, işte şöyle:
‘Pepsi’nin adının pepsi olmasının nedeni midedeki sindirimden sorumlu “pepsin” enzimidir. Nasıl algı yaratıyorlar ama di mi yakışıklı doktorları da reklam yüzü olarak sindiriminize iyi gelir diye kullandılar mı olur bu iş! Kola içesim geldi valla pepsi, pepsin, doktorlar, sindirim dostu..
Neyse ki 10 yıldır içmiyorum.
N’apar bu pepsin? Protein sindirir efenim.. Ne yazık ki sadece ve sadece protein sindirebiliyor. Proteinlerin sindiriminin büyük bir kısmı midede yapılıyor ve midede yeterince sindiril(e)memiş proteinin işine incebarsakta devam edilemiyor. Buna karşın karbohidratlar ve yağlar doğrudan barsaklarda sindiriliyor mide ile pek bi alakaları yok; ama mideden geçmek zorundalar elleri mahkum.
Şimdi şöyle oluyor. Reçel ekmek yediğimizde doğrudan incebarsak, haşlanmış yumurta yediğimizde doğrudan mide… Bunların hepsini bir arada yediğimizde işte o zaman ayvayı yiyoruz bi de üstüne 😀 Ne mi oluyor?
Hepsi bulamaç gibi mideye inince mide reçeli ekmeği ve diğer protein olmayan şeyleri barsağa kışkışlayamıyor hal böyle olunca uzun ve zorlu bir mesai başlıyor..
Tam üstesinden gelebilecek gibi olunca napıyorsunuz bilin bakalım?? ARA ÖĞÜN bir bardak süt 2 tane grissini -_-
Sindirilmeye çalışılan bulamacın üzerine geldi mi mide taze sindirilmemiş protein ve protein olmayan karışımı biraz daha deniyor baktı olmayacak kusmak istiyor; ama siz kusma refleksinizi çocukluğunuzda baskılamıştınız aynı susama refleksi gibi…
Geriye tek bir çare kalıyor maalesef ne var ne yoksa incebarsağa yollamak… E yer açması lazım 6 öğün daha yiyeceksiniz o gün!
Barsak burada karbohidratlar ve yağlar için elinden geleni yapıyor; ama midede ön sindirimi yapılmamış proteinler için artık çok geç. Ne mi oluyor dışarı atılmak, bir an önce kurtulunmak üzere kalınbarsağa geçiş yaptırılıyorlar. Sonrasını biliyorsunuz zaten.
Bu 1 ya da birkaç sefer olsa problem değil, hergün birkaç kere olunca ve üstüne kabızlık vs. gibi barsak problemleri de eklenince işin rengi değişiyor. Sindirilememiş protein parçaları barsaklarda kokuşmaya başlıyor. Normalde barsakta çok az miktarda bulunması gereken mikroorganizmalar aşırı ürüyor, fazlaca bulunması gereken yararlılara savaş açıyorlar bir de biz senede 8-10 kutu aldığımız antibiyotiklerle savaş açıyoruz kendilerine. İçerisi bir felakat oluyor dostum! Artık kakanın neden o kadar kötü koktuğunu biliyorsun (utanan surat)
Bu sindirilememiş protein artıkları barsağına yapışıp birikmeye başlıyor, üst üste üst üste kauçuk gibi oluncaya dek. Sonra yüzeyi kauçukla kaplanmış barsağın istediği gibi hareket edemiyor tabi; artık barsak tembelliğinin sebebini de biliyorsun 🙁
Bir yandan da hayatta kalabilmen için hala sindiremediklerinin arasından sindirebildiklerini emmesi lazım ama bazen çizgiyi öyle bir aşıyoruz ki barsağımıza emilim yapabileceği alan bırakmıyoruz o da bizim iyiliğimiz için literatürde barsak geçirmezliği diye bilinen prensibinden accık ödün veriyor bu sayede sindirimi tamamlanmamış bir miktar proteine karşılık çokça iyi sindirilmiş protein, yağ ve karbohidrat alabiliyorsun vücuduna. İşte bu sindirilmemiş proteinlerin kana geçmesi sana hapı yutturuyor. Ne yazık ki sadece mecazi değil bir bilsen ki şeker, kolesterol, tansiyon hatta kalp ilaçlarını bu yüzden içiyorsun :((
Kanda olmaması, dolaşmaması gereken bir şey olunca bütün bağışıklık sistemi, karaciğer vs. önce alarm veriyor sonra yavaş yavaş dejenere oluyorlar. Kronik dejeneratif hastalıklar işte böyle ortaya çıkıyor. Allerjik bünyeler ve otoimmün rahatsızlıkların altyapısı da böyle oluşuyor.
Bir yandan da protein protein protein diye her yerden pompalanıyor, protein şakşakçılığı yapılıyor. Yok vücut ağırlının her kilogramı başına bu kadar gram protein.. yahu eskiden neyin kaç gram protein içerdiği biliniyor böyle tartarak mı yeniyordu bu yemekler demiyor ama hiç kimse 🙁 ki zaten o içerikler de bilhassa yanlış açıklanıyor ki gıda takviyeleri (supplementler) kullanasın.
Mesela protein ve kalori hesaplamaktan zaman ve fırsat bulup araştıramıyorsun ve havadaki %78’lik azotu gerçekten hiç kullanmadığına inandırılıyorsun öyle ki ciğerlerine giren azotun %4’ünü kan pH’ını dengelemede bir kısmını da üretemediğini öğrettikleri aminoasitleri sentezlemekte kullanabildiğin bilgisi senden sır gibi saklanıyor.
Hatta kullanılan proteinlerin %75! verimle yıkılıp tekrar kullanılabildiği bilgisi bile literatürlerden ve akıllardan geri çekilmeye çalışılıyor.
Mesela vurgunu araştırabilirsin.. Vurgunu azot gazı yapar, hiç kullanamadığın gazın kanında ne işi var??
Kan pH’ı falan dedik ya şu sıra popüler olan pH’a dayalı (asit) alkali beslenmesi falan bak konular ne kadar da birbiri ile alakalı aslında. Sadece sen bütün parçaları birleştirip puzzle’ı tamamlayama ya da denklemi çözeme diye bazı parçaları kaçırıyorlar, yani bilgiyi!
Ne mi yapmak lazım?
Proteini mümkün olduğunca az tutup başka şeylerle özellikle de karbohidratlarla karıştırmadan tüketmek lazım.
İlla karıştırıcam köfte patatessiz, peynirli böreksiz, tavuk pilavsız vs vs. yapamam diyorsan bu karışık öğünleri her gün olmamak koşuluyla öğlen tüketebilirsin. Sabah ve akşam karışık olmamalı..
Yav ben etsiz yaşayamam sen naaptın falan diyorsan o zaman akşam da dilediğin kadar et yiyebilirsin hatta yanında salatanı da yiyebilirsin sadece; ekmek, pilav,makarna, patates, hamur işleri ve tatlılar gibi karbohidratlardan (hatta maalesef meyvelerden de) uzak durman gerekecek.
E ben onlara da bayılırım ne yani yasak mı şimdi onlar diyorsan sakın üzülme haberler güzel kendine hiçbir şeyi yasaklamak zorunda değilsin.
Onları da kahvaltıda tüketebilirsin. Hatta bana kalırsa en iyi kahvaltı meyveler ve yemişlerle yapılan.
Simit peynirden, peynir ekmekten vs. vazgeçemem diyorsan geç kahvaltı ya da bu ikilileri öğle yemeğinde tüketme alternatiflerini kullanabilir ya da 2 öğün yemeyi tercih edebilirsin.
Kilo problemin varsa protein öğününü akşama bırakmanı tavsiye ederim; eğer yoksa akşam da pekala kendine harika bir karbohidrat öğünü hazırlayabilirsin.
Yani sevgili dostum seni yavaş yavaş içten içe zehirleyen hayvansal proteinleri mümkün olduğunca kısıtlar ve tek başlarına tüketirsen hiçbir şeyden/zevkinden mahrum kalmadan ömür boyu sağlıklı ve ilaç kullanmadan yaşayabilirsin.
Zaten öyle zannettiğin gibi kalsiyum falan da almıyorsun onlardan.
Bana bir tane kemik erimesi ya da obezitesi olan vegan gösterin, ben de bütün söylediklerimi geri alayım. Maalesef ya da ne mutlu ki gösteremeyeceksiniz.
Eğer bir doktor takip etmek isterseniz tüm içtenliğimle vegan doktorumuz sevgili Murat Kınıkoğlu’nu takip etmenizi öneririm. İtiraf etmek gerekirse o bu konuda benden daha sistemli çalışır. Ben de kendisinin düzenli takipçilerindenim, beslenme ile ilgili takip ettiğim başka Türk otör de artık yok.
Şimdi elindeki sandviçini yavaşça tabağa bırak ve kendine güzel bi salata yap yarın çok güzel bir gün olacak bu bilgileri kullanırsan birkaç aya o saçma diaformin’i (glucophage vs.) de kullanmak zorunda kalmayacaksın.
İnsülin direncin varsa bu söylediklerime ek olarak tek yapman gereken sabah aç karnına yürüyüş ya da bir başka kondisyon sporu ve tabi ki artık söylememe gerek bile yok ara öğün yapmaman. Asla, kat’a, zinhar…
Bırak sindirim sistemin nefes alsın, aslında altın kural şudur, kaç kere tuvalete gidiyorsan o kadar öğün yiyeceksin.
2-3 günde bir ya da en fazla günde bir gidiyorsan korkmana gerek yok söylediklerimi yapıp barsaklarındaki sindirilmemiş protein artıklarından oluşan kauçuğumsu tabakayı yumuşattığında artık sen de günde en az 1-2 kez tuvalete çıkabiliyor olacaksın. 😉
O pis tabakadan, yılların yükünden daha çabuk kurtulmak istiyorsan detoks yapabilirsin. Detoks bunun için var.
Artık neden detoks programlarındaki ilk ve tek keskin yasağın et ve diğer hayvansal proteinler olduğunu da biliyorsun! Hadi yine iyisin bunu yaşam koçun bile bilmiyor olabilir. 🙂
Konuyu sizleri fazla sıkmadan ana hatlarıyla vermeye çalıştım. Söylenebilecek, anlatılabilecek çok şey var tabi ki amacım sadece bilgilendirme amaçlı yazı yazmak olduğundan şimdilik bu kadarla sınırlıyorum. Birgün inceleme/kitap yazmaya karar verirsem o zaman başka tabii : ) Sabredip sonuna kadar okuduğun için teşekkür arada bir, birkaç kelime/satır atladığın için de af ediyorum :p
Sağlıkla, sevgiyle, hakikatle kalın <3
Çok teşekkür Tansucugum bilgilendim lütfen araştırmalarını paylaş faydalı oluyor
Ben teşekkür ederim Nevin Ablacığım. Elimden geldiğince paylaşacağım, sevgiler. <3
Teşekkürler…Elinize, yüreğinize sağlık…
teşekkürler verdiğiniz bilgiler için. valla sonuna kadar okudum.. ama arada birkaç satır atlamış olabilirim. Ben gaziantep te yaşıyorum ve fena halde etle haşır neşirim.. yanına ekmeği kesmek gerek anladığım.. ve bizde sebze yemekleri de hep etli oluyor..
vegan olmak istedim.( hayvanların acı çektirilerek çiftliklerde yetiştiğini anlatan bi video izleyince) ama sadece 2 gün dayanabildim. neyse artık sizin takipçinizim. teşekkürler
Ben de teşekkür ederim, sevgiler…
Ben de teşekkür ederim. Kesinlikle öyle, yeşil yapraklı sebzelerin (ıspanak, pırasa, semiz otu vs.) etli yemekleri o kadar problem değil; ama içine koyduğumuz pirinç, bulgur ve yanında yediğimiz ekmek problem oluyor. Bir anda bütün hayvansal gıdaları bırakmak çok radikal bir karar olmuş olabilir hele hepsine bir o kadar düşkünseniz; yavaş yavaş önce et sonra yumurta, peynir ve diğer süt ürünleri şeklinde denerseniz başarılı olabilirsiniz. Eti bile bölümlere ayırıp önce kırmızı et sonra beyaz ve en son deniz ürünleri şeklinde kademeli olarak bırakabilirsiniz. Ben de vegan değilim (henüz olamadım :)); ama 8 yıldır vejetaryenim. Sevgiler
Tansu,yazılarını zevkle okuyorum,açıklamalarınla birçok kişiyi aydınlatıyorsun.Çok teşekkür eder çalışmalarında başarılar dilerim..
Çok teşekkür ederim Yusuf Abicim. Sevgiler..
eee..
lahmacun, etli ekmek, pide…
1.5 adana, tantuni, yarim ekmek arası döner….
mantı ??!!
aman allahım. dalga geçiyor olmalısınız 🙂
Ahahah 😀
Adana, tantuni ve döneri porsiyon olarak yiyorsunuz,
diğerlerini de öğle yemeğinde bol yeşillikle ^_^
Nasılım? 😀
Çok teşekkürler ,verdiğiniz bilgiler için.
Ben de teşekkür ederim; ilginiz, okuduğunuz ve beğendiğiniz için. Sevgiler.
çok değerli bilgiler vermişsiniz. yalnız, “barsak” değil, “bağırsak” olacak. bu kadar önemli bir yazıda, böylesi bir hata olmamalı. sevgiler.
Çok teşekkür ederim..
Düzeltmenizi maalesef kabul edemeyeceğim. TDK; “okul” kelimesini “oku” kökünden -l türetme eki ile türettiğimizi savunurken, SSK’nin “seseka” okunuşunu halk diline öyle yerleştiği gerekçesiyle doğru kabul ederken, “sarımsak” mı “sarmısak” mı karar bile verememişken pek tabii bilimsel literatürlerin tamamında ”’barsak”’ olarak geçen kelimeyi “bağır” kökünden -sak eki ile türetmeye meyilli olması normaldir. Doğrusu (nasıl okul, gerçekte, Fransızca ‘école’den dilimize geçmişse) ”’barsak”’ olup, “bağırsak” denmesinde bir sakınca görmüyorum; yalnızca düzeltmeyi de üzülerek kabul edemiyorum.
Sevgiler
EMEKLERİNİZE SAĞLIK.BU DEĞERLİ BİLGİLERİ ÖĞRENCİLERİM İLE HEMEN PAYLAŞACAĞIM.BU KADAR KEYİFLİ BİR YAZI YAKIN ZAMAN DA OKUMAMIŞTIM.ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM.
Çok teşekkür ederim. Bir öğretmenin yazımı öğrencileri ile paylaşmaya değer bulması ve bunu bu şekilde ifade etmesi gurur verici, sağ olun.
Tebrikler.çok beyendim..
Çok teşekkürler ^_^
Bilgilendirme için çok teşekkür ederim bunları öğrendiğim gibi paylaşarak daha çok kişinin bilgi sahibi olmasını sağlayacağım.
Ben de teşekkür ederim, sevgiler.
Şöyle okunasi yazı buldum satır atlarmiyim 🙂
Degerlendirmelerinizden ve sizden yeni haberdar olduğum için kendimi eshefle kınıyorum.
Teşekkür ederim
Selamlar,
Yazı için çok teşekkürler. Biraz doğru bilinen/sanılan yanlışlar tadında olmuş yazı.
Ben ve eşim yaklaşık iki senedir kırmızı ve beyaz eti bıraktık, arada deniz ürünü tüketiyoruz.
Hal böyle olunca nohut, mercimek, kinoa gibi proteinlere biraz daha fazla yükleniyoruz.
Bahsettiğiniz bu karbonhidrat ve proteini ayrı ayrı yeme mevzusu hayvansal olmayan proteinler için de geçerli midir?
Çok teşekkür ederim ^_^ Estağfurullah 🙂 Sevgiler
Harika bir soru teşekkürler.
(Neredeyse) geçerli değil : ) Sebebine gelince: Bitkisel protein kaynağı dediğimiz şeylerin kendinin de zaten (genellikle) yarısından fazlası karbohidrat.. Yine de tabi ki tek başlarına ya da diğer bitkisel protein kaynakları ile tüketilmeleri en sağlıklısı, şöyle bir kuruyemiş çanağı ya da nohutlu mercimek gibi mesela ;), baştaki neredeysenin sebebi de bu; ama tabi ki bir nohutlu pilav da asla tavuklu pilav etkisi yaratmayacaktır 😉 Eti bıraktığınız için de kutluyorum; balıktan sonra helva yasak hatırlatayım dedim 😀 Sevgiler
Tam da 2 öğünlük protein manyağı bir diyete başlamak üzereyken tamamen aydınlandım!
Tamamen anladım diyemiyorum ama %90 anladığım kadarıyla “karıştırmadan” devam ediyoruz 🙂
Sevgiler!
Eheheh aynen öyle 😉 Sevgiler
Değerli bilgileriniz için çok teşekkürler. Böylece alerjini nedenini de öğrenmiş oldum. Avantajım çocukluğumdan beri 2 öğün yemem. Dr. Murat Kınıkoglu nu da takibe alıyorum. Sevgiyle kalın😊🙏❤
Harikasınız. 2 öğüne devam 😉 Oğlu Dr. Oğuzcan Kınıkoğlu’nu da öneririm. Sevgiler <3